(Yılmaz Özdil - 8 Eylül 2010)
Aylardır anlatılıyor... Hâlâ “hangi maddeleri oylayacağız?” diyen var.
İzah edeyim.
¡
Memur maddesi: Kamu Personeli Seçme Sınavı yapıldı, dini imanı dilinden düşürmeyen cemaatçi arkadaşların soruları arakladığı, kul hakkı yemeye utanmadıkları ortaya çıktı.
¡
Eğitim maddesi: Üniversite sınav sorularının takunyalılara sızdırıldığı, kendi dershanelerine servis edildiği, milyonlarca evladımızın geleceğini çaldıkları ortaya çıktı.
¡
Güvenlik maddesi: Polis Akademisi sınavında soruların zimmete geçirildiği, tarikatçılara ezberletildiği, uzun lafın kısası, hırsızların polis olmaya çalıştığı ortaya çıktı.
¡
Eşitlik maddesi: TRT’ye personel almak için sınav yapıp, sonuçları internetten yayınladılar, ancak, torpil taleplerini silmeyi unuttular, böylece, kazanan isimlerinin yanında “şu müdür tanıyor, bu müdür kefil” gibi notların düşüldüğü ortaya çıktı.
¡
İşçi hakları maddesi: AKP’li belediye itfaiyeye alınacak üç personel için sınav yaptı, yüzlerce aday “belgen eksik” diye sınava sokulmadı, “prosedürü uyguladık” dendi, sonuçlar bi açıklandı, başkanın oğlu ve kayınbiraderiyle, zabıta müdürü oğlunun kazandığı ortaya çıktı.
¡
Ekonomi maddesi: Kamu bankası sınav yaptı, müfettişler aldı, boru değil, müfettiş bu, sahtekârları yakalayacak, 80 puan alanlar girecekti, 70 alanlar dolduruldu, rezalet ortaya çıkınca, bilgisayarın hata yaptığı söylendi... Bir başka kamu bankası müfettişler aldı, sınavı hazırlayan özel üniversitenin aynı soruları daha önce bir başka kamu kurumunun sınavında sorduğu ortaya çıktı, suçüstü enselenen üniversite “ayy çok pardon” dedi.
¡
Sağlık maddesi: Sağlık Bakanlığı Unvan Sınavı yapıldı, 20 soru iptal edildi, 17 sorunun cevap şıkları değiştirildi, zaten 50 soru vardı birader, belli ki unvanı yükseltilmek istenenler buna rağmen becerememişti, sonuçlar bir hafta geç açıklandı, rezaletin ayyuka çıktığı ortaya çıktı.
¡
Spor maddesi: Çok örnek var, birini anlatayım, Menderes Üniversitesi Beden Eğitimi Yüksek Okulu’nda sınav yapıldı, kazananların listesi açıklandı, sonra o liste indirildi, başka liste asıldı, kazanıp kayıt yaptıranlara “siz kazanamadınız” dendi, kazanamayanlar kayıt edildi, savcı “oha artık” demek zorunda kaldı, mahkemenin yürütmeyi durdurduğu ortaya çıktı.
¡
Sendika maddesi: Eğitim Kurumu Müdürlüğü sınavı yapıldı, soruların iktidara yakın bi sendikanın çalıştayında sorulan sorular olduğu, o sendikadan olanların kazandığı ortaya çıktı.
¡
Din maddesi: Diyanet İşleri Başkanlığı vaizlik, Kuran kursu öğreticiliği, müezzinlik sınavı yaptı, başarılı olan adaylar başarısız ilan edildi, başarısız denilen adaylar mahkemeye başvurdu, olmayacak duaya amin denildiği, sınavın iptal edildiği ortaya çıktı.
¡
Netice itibariyle...
¡
Son 4-5 senede, vatandaşların geleceğiyle alakalı olup, seçenekli şıkları bulunan her sınavda, hukuken tespit edilmiş “yamuk” olduğuna göre, pazar günü cevabı aranması gereken asıl soru şudur... Hukuk sınavı referandumda katakulli olmayacağının garantisini kimse verebilir mi?
a, evet
b, hayır
ToLGa ™
9 Eylül 2010 Perşembe
4 Eylül 2008 Perşembe
Çadırdaki memleket...
Bekir Coşkun
RAMAZAN çadırlarına iyi bakın.
O çadırlar size bir milletin ne halde olduğunu anlatır.
Türkiye’nin en zengin kenti İstanbul’da 26 ilçe belediyesinin 50 çadırında her gün 180 bin kişi karnını doyuruyor...
Ülkenin başkenti Ankara’da 30 ayrı yerde, belediyeye muhtaç 18 bin kişi her gün iftarını açıyor.
İzmir’de günde 6 bin kişi...
(.........)
Muhtaç ailelere, belediyeler ile kurumların paket olarak dağıttığı iftarlıklar bunun dışındadır.
Ulaşılıp da bilgi alınabilen sadece on ilde (Vatan Gazetesi’nin araştırmasıdır) yardıma muhtaçların toplam sayısı 11 milyondur...
Tüm yurtta ise bir tahmine göre 20 milyonun üzerinde.
*
İktidar, çoğalan çadır sayısını iyi bir şeymiş gibi başarı sayarken, aslında o çadırlar bize Türkiye’nin halini anlatır.
20 milyon muhtaç...
Holdingler büyürken, yabancı sermaye gelip kárını katlayıp giderken, iktidar şürekası zenginleşirken ve iktidar ile yalakaları ekonominin iyi olduğunu papağan gibi tekrarlayıp dururken...
Gerçek ramazan çadırlarındadır.
Ve çoğaldıkça çoğalıyor çadırlar...
Görmüyor...
Gözüm kör, gözüm...
(.........)
O çadırların önünde kuyruğa girenlerin ya da yardım alanların sayısı, AKP’yi iktidar yapan 16 milyon oydan en az 5 milyon daha fazladır.
En büyük partidir o...
O yoksul-muhtaç insanların gözü görüp de bir an için yoksulluklarını sorgulayabilselerdi... Bir an için "Madem Türkiye iyi yönetiliyor ve işler yolunda, o zaman ben niçin bu çadıra muhtacım?" diye sorabilselerdi...
"En büyük parti" çoktan kendi iktidarını kurmuştu...
*
Ama olmuyor işte...
O çadırlar o insanlara yoksul ve açlıklarını hatırlatıp gerçeği anlatacağına, onlar çadırları iktidarın başarısı sayıyorlar.
Ve eminim tümüne yakını AKP’ye oy veriyordur.
Çadırlar hatırına...
Kör gözüm...
Kör...
23 Haziran 2008 Pazartesi
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey gerçek bir sol partidir - Zülfü Livaneli
Hiç lafı evirip çevirmeden söylüyorum: Türkiye kadar gelir dağılımı bozuk, bu kadar işsizi, yoksulu olan, iliklerine kadar sömürülen bir ülkenin vazgeçilmez ihtiyacı bir sol partidir.Ama kendisine sol süsü veren bezirgânlar gibi değil.
Tabandan gelen, işçi sınıfını örgütleyen, sendikalarla omuz omuza ülkenin aydınlık kesimlerini temsil eden, kültüre sahip çıkan adam gibi bir sol.
Lula Da Silva gibi, Latin Amerika'da fırtınalar yaratan sol liderler gibi hakiki bir sol.
Çağdaşlığa sırtını dönmeyen, hukuka saygılı, Türkiye'nin dünyayla ilişkilerini kavramış bir sol.
Bu ülkeyi daha da ileriye götürecek; üretimi, sağlığı, eğitimi projelendirecek bir sol.
Laf değil proje üreten, ülkenin önüne müthiş kalkınma ve zenginleşme modelleri koyan bir sol.
Sadece pastayı bölüşmekle değil, pastayı büyütmekle ilgili bir sol.
Avrupa Birliği ile müzakereleri en üst düzeyde götürebilecek, dünyaya güven veren ve halkın çıkarlarını en üst düzeyde temsil edebilecek olan çağdaş bir sol.
İnsan haklarına sahip çıkan, Türkiye'yi din-etnisite-
Sahtekârları, hırsızları, kamu kuruluşlarını soyanları değil; bu ülkenin namuslu insanlarını kucaklayacak olan bir sol.
Diyeceksiniz ki bu insanlar nerede?
Daha doğrusu Türkiye'de böyle insanlar var mı?
Evet var!
Sesleri çıkmasa bile var.
Bu insanlar bir araya gelip de yumruğu masaya vurabilse Nâzım'ın dizeleriyle; "İsrafil surunu urur, mahlukat yerinde durur, toprağın nabzı başlar onun nabızlarında atmaya".
Ama işin önünde engeller var.
Bu engellerden birincisi, solun "s"siyle alakası olmayan, kariyerist, çıkarcı, gözü parti içi iktidarla kararmış insanların kendilerine "sol" diyerek her türlü girişimin önünü tıkamaları.
İkincisi ise gerçek solu durdurmak isteyen bazı çevrelerinin yeni bir parti "dizayn" etme girişimleri.
Eğer bu toplum mühendisleri kapalı kapılar ardında, Türkiye'nin önüne "fast food" partiler ve hırsızlığı ayyuka çıkmış sol (!) kadrolar koymaya hazırlanıyorlarsa, bilsinler ki bu iş yürümez.
Bugüne kadar Türkiye'ye yaptıkları kötülüklere bir yenisini eklerler.
Zaten Türkiye, kendisini her şeyin üstünde gören "belirleyiciler" tarafından bu hallere getirilmedi mi?
Bir ara Mesut Bey, bir ara Tansu Hanım, bir ara Hüsamettin Bey formülleri yüzünden felakete sürüklenmedi mi?
Eğer sol bir kadro, halkla birlikte çağdaş sol bir alternatif yaratamazsa, göreceksiniz ki bu planlar geri tepecek ve halk daha birçok AKP yaratacak.
Yani denize düşüp yılana sarılacak.
Çünkü sorun AKP değil yoksulluktur, açlıktır, sömürüdür.
Eğer bu yoksul milyonları temsil edecek gerçek bir sol hareket ortaya çıkmazsa, ne yazık ki çare yine dinde aranacaktır.
Türkiye yorgun, Türkiye bezgin, Türkiye umutsuz.
Ama hiç unutmayalım: Umut soldadır.
Çünkü sahte sol ne kadar hırsızlık ve entrikadan ibaretse, hakiki sol o kadar dürüstlük, ahlak ve insan sevgisi demektir.
23 Mayıs 2008 Cuma
Teşbihte Hata Olmaz.
Tay’a binerken, tay’ming hatası yapıp, yere yapışmasından belliydi aslında... Tay’yip Erdoğan’ın başı tay’larla dertte...
*
Yargı’tay.
Danış’tay.
Sayış’tay.
*
Kaderin cilvesi mi desek, elastiki Türkçe’nin kıvraklığı mı, bilmem...
Ama verilen mesaj çok açık:
Yargı’tayyip.
Danış’tayyip.
Sayış’tayyip.
*
İstenen sadece bu.
*
Anayasal görevlerini yerine getiren onurlu hukukçulara "saksağan" diyeceğimize, bunların "beline kazma vurulması" gerektiğini ima edeceğimize; Avrupalılarla konuşurken Burhan "Kuzu", kendi hukukçularımızla konuşurken Mehmet Ali "Şahin" olacağımıza; "İstediğiniz gibi olmuş mu" diyerek, Anayasa taslağını önce AB’ye göndereceğimize, önce kendi "yargı"mıza "danış"sak... Cemil "Çiçek" gibi olacak her şey.
*
Yoksa, verilen mesaj açık...
Yargı’tayyip.
Danış’tayyip.
Sayış’tayyip.
Yılmaz Özdil yazısıdır.
*
Yargı’tay.
Danış’tay.
Sayış’tay.
*
Kaderin cilvesi mi desek, elastiki Türkçe’nin kıvraklığı mı, bilmem...
Ama verilen mesaj çok açık:
Yargı’tayyip.
Danış’tayyip.
Sayış’tayyip.
*
İstenen sadece bu.
*
Anayasal görevlerini yerine getiren onurlu hukukçulara "saksağan" diyeceğimize, bunların "beline kazma vurulması" gerektiğini ima edeceğimize; Avrupalılarla konuşurken Burhan "Kuzu", kendi hukukçularımızla konuşurken Mehmet Ali "Şahin" olacağımıza; "İstediğiniz gibi olmuş mu" diyerek, Anayasa taslağını önce AB’ye göndereceğimize, önce kendi "yargı"mıza "danış"sak... Cemil "Çiçek" gibi olacak her şey.
*
Yoksa, verilen mesaj açık...
Yargı’tayyip.
Danış’tayyip.
Sayış’tayyip.
Yılmaz Özdil yazısıdır.
6 Mayıs 2008 Salı
Mare Nostrum
MARE NOSTRUM
En uzun kosuysa elbet
Turkiye'de de Devrim
O, onun en guzel yuz metresini kostu
En sekmez luverin namlusundan firlayarak ...
En hizlisiydi hepimizin,
En once gogusledi ipi...
Aciyorsam sana anam avradim olsun
Ama ask olsun sana cocuk, Ask olsun
Can Yucel
En uzun kosuysa elbet
Turkiye'de de Devrim
O, onun en guzel yuz metresini kostu
En sekmez luverin namlusundan firlayarak ...
En hizlisiydi hepimizin,
En once gogusledi ipi...
Aciyorsam sana anam avradim olsun
Ama ask olsun sana cocuk, Ask olsun
Can Yucel
3 Mayıs 2008 Cumartesi
Disk'alifiye!
"Türbana özgürlük" deseydin...
Taksim’e çıkabilirdin.
"Tekbiiiir" deseydin...
Olurdu.
*
"Hepimiz Ermeniyiz" de birader...
"Biji" de.
*
Sen kalktın "emek memek" dedin.
Yok öyle!
Verirler sopayı, su püskürtürler.
Gözüne biber gazı sıkarlar.
Gaz bombası atarlar üstüne.
*
Bıçakla gezebilirsin halbuki...
Tabancayla gezebilirsin Taksim’de.
Maçtan sonra ateş edebilirsin, "seviniyorum ulaynn" diye nara atarak, caddeyi kesebilirsin, yoldan geçenlere bira şişesi fırlatabilirsin... Ses çıkarmazlar.
Kapkaç yapabilirsin.
Tiner çekebilirsin.
Otomobil çalabilirsin.
Dükkán soyabilirsin.
Armut gibi duran panzerin burnunun dibinde... Esneyen, ayakta uyuyan çevik kuvvetin gözünün içine baka baka hap satabilirsin. Kadın satabilirsin.
Travesti pazarlayabilirsin.
Kaçak Afrikalı çalıştırabilirsin.
Kırmızı ışıkta geçebilirsin.
Eşekle gezebilirsin.
İnek dolaştırabilirsin.
*
Turist kızlara parmak atsaydın...
Bi derece.
*
Suçun, suçsuzluk senin..
Kalktın "emek memek" dedin.
E arandın.
Taksim’e çıkabilirdin.
"Tekbiiiir" deseydin...
Olurdu.
*
"Hepimiz Ermeniyiz" de birader...
"Biji" de.
*
Sen kalktın "emek memek" dedin.
Yok öyle!
Verirler sopayı, su püskürtürler.
Gözüne biber gazı sıkarlar.
Gaz bombası atarlar üstüne.
*
Bıçakla gezebilirsin halbuki...
Tabancayla gezebilirsin Taksim’de.
Maçtan sonra ateş edebilirsin, "seviniyorum ulaynn" diye nara atarak, caddeyi kesebilirsin, yoldan geçenlere bira şişesi fırlatabilirsin... Ses çıkarmazlar.
Kapkaç yapabilirsin.
Tiner çekebilirsin.
Otomobil çalabilirsin.
Dükkán soyabilirsin.
Armut gibi duran panzerin burnunun dibinde... Esneyen, ayakta uyuyan çevik kuvvetin gözünün içine baka baka hap satabilirsin. Kadın satabilirsin.
Travesti pazarlayabilirsin.
Kaçak Afrikalı çalıştırabilirsin.
Kırmızı ışıkta geçebilirsin.
Eşekle gezebilirsin.
İnek dolaştırabilirsin.
*
Turist kızlara parmak atsaydın...
Bi derece.
*
Suçun, suçsuzluk senin..
Kalktın "emek memek" dedin.
E arandın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
